Kan Kırmızısı, Siyah Bir Trajedi ve İç Ferahlatıcı Yeşil Bir Araya Gelirse: İşte Düşler Diyarı Toussaint’in Ahlaki Griliği


Ah, Blood And Wine, ilk oynadığımda nasıl bir başyapıt olduğunu (DLC olmasına rağmen) fark edememişim. O yüzden, 2016 yılında çıkmış bir sanat eserini 2019 yılında övüyorum, ama hak edene hakkını vermek, övmek lazım. Ahlaki griliğin işlenişi hakkında konuşacağız. Renk paletleri üzerinden hikaye anlatımındaki tema değişimlerini ( Yeşil, Kırmızı, Siyah) ve vurguları, büyülü bir diyarı, benim için ”kötü son” ile biten ama yine de tatmin eden bir masalı konuşacağız bugün.

AÇIK RENK PALETİ İLE ”SAKİN” BİR BAŞLANGIÇ

Her Grace (eh, biz Anna Henriatta diyelim)’in isteği üzerine masallar, şövalyeler diyarı Toussaint’a, bizim için sıradan gibi gözüken bir Beast Contract ile çağırılıyoruz. Bu alışılmadık canavarın sebep olduğu vahşice ( yani kırmızı renk paleti aslında) cinayetleri incelemek için düşler diyarı Toussaint’a vardığımızda, içine gireceğimiz hikayenin ne kadar gri-siyah karışımı olduğunu bize belli etmeyecek bir şekilde açılıyor Blood And Wine.  Şarabın kutsal olduğu, şövalyelerin 5 farklı erdem üzerine yemin ettği Toussaint’ta, hikaye ne kadar karanlıklaşabilirdi ki?

Anna Henriatta, Toussaint’ın ”zarafeti”

Anna Henriatta’nın 1.ci adamı Damien’den, cinayetler ile ilgili detayları öğrendiğimizde, bazı detaylar gözümüze çarpmaya başlıyor;  Merhamet, Cömertlik, Onur, Cesaret ve Bilgelik. Toussaint şövalyelerinin üzerine yemin ettikleri 5 kutsal erdem. Bu 5 erdemin her birini temsil eden 5 şövalyeden 3’ünün aşağılayıcı şekilde öldürüldüklerini fark ettiğimizde,  onların da iyilik timsali olmadıklarını fark edip oyunun bize sunduğu ilk grilik imalarını almaya başlıyoruz. Bu arada, Anna Henriatta bize bir Üzüm Bağı hediye ediyor.

İNSANLARDAN BİLE DAHA HASSAS BİR VAMPİR

Renk paletinin huzurlu, açık (ağırlıklı yeşil) renklerden kırmızıya ve ağırlıklı olarak siyaha kaymaya başlaması ise, bu cinayetleri işleyen Higher Vampire ( Yüce Vampir?)  Detlaff Van Der Eretein (zaten oyundaki tüm isimler Shakespeare oyunundan alınmış gibi uzun ve latince) ile karşılaşmamızın ardından başlıyor.

Beast of Beauclair, Detlaff.

Detlaff’ın en yakın dostu, aynı zamanda Geralt’ın da kadim arkadaşı Emiel Regis Rohellec Terzieff-Godefroy

Bunun üzerine giriştiğimiz kavgada bizi savunmasız yakalamak üzereyken araya giren Regis’in ikna etmesiyle Detlaff’ın uzaklaşmasının ve kısa bir hasret giderişin ardından Regis, bize Detlaff’ın doğasından bahsetmeye başlıyor. Paketin en önemli gri karakterini de böylece tanımaya başlıyoruz;

Detlaff, Vampir formunda.

RENKLER ÜZERİNDEN TEMA DEĞİŞİMİ

Conjuction Of Spheres‘in ardından bu dünyaya gelen Higher Vampire’lar, insanlar tarafından rahatsız edilmek istemedikleri için kendilerini gölgelerin içine çekiyorlar. Regis bu durumu ” Korkmamız için bir sebep yoktu, ancak sinekler tarafından sürekli rahatsız edildiğini düşün, canını sıkmaz mıydı?’‘ şeklinde açıklıyor. Witcher evreninin en güçlü ırklarından olan Higher Vampire’lar, yarasa veya sise dönüşerek inanılmaz hızlı bir şekilde hareket edebiliyorlar, pençeleri ölümcül ve kendi ırkdaşları tarafından ısırılmadıkça ölmüyor, bedenlerini gerekirse sıfırdan yaratıyorlar.

Regis, bütün Higher Vampireların farklı kişilikleri olduğunundan bahsederek, Detlaff’ın ayırıcı özelliğinin duygusal hassaslığı ve öfkelendiğindeki kudreti olduğundan bahsediyor. Detlaff’ın biz insanlardan bile daha hassas, hatta naif olduğunu söyleyen Regis, Detlaff’ın bu cinayetleri keyfiyen işlemeyeceğini, insanlık tarihinde daha önce yaşanan sorunlarda bize yardım ettiğini ( yıllar önce Rivyadaki canavarı öldürerek oradakileri kurtarmak gibi) söyleyerek, bu cinayetlerinin arkasında mutlaka başka bir sebep olması gerektiği konusunda bizi ikna etmeye çalışıyor. Regis’e göre, Detlaff yalan söylemenin ne olduğunu bile bilmiyor.

Regis bize, oyunun başında, ilk karşılaştığımız cesedin yanındaki elin Detlaff’a ait olduğunu ve onu kullanarak onun anılarını görebileceğimizi söylüyor. Detlaff’ın, 5 kişilik kurban listesindeki kurbanlarından birisini öldürüş sürecini, duygusal reaksiyonlarını oyun bize o kadar güzel yansıtıyor ki, Detlaff’ın kötü olmadığına ikna oluyorsunuz. (en azından ben  olmuştum).

Ayakkabısını boyatma kuyruğundayken karşılaştığı bir haksızlığı engelledi diye, öldürme listesindeki şövalye ile anında arkadaş olan Detlaff, onu öldürmek zorunda kalmasına o kadar üzülüyor, bu durumdan o kadar nefret ediyor ki arkadaşını öldürdüğü elini, cinayetin ardından kendisi koparıyor.

Bu anının bize verdiği ipuçları bizi Detlaff’ın Toussaint’teki evine, ardından da ona bu cinayetleri zorla yaptıran kişi/kişilerin mektubuna ulaştırıyor. Detlaff’ın insanlar arasından seçtiği aşkı, sevgilisi Rhenawedd‘i kaçıran bir grup, üzerine şarap dökülmüş (yine kan ve kırmızı renk metaforu) 5 farklı kağıda 5 kurbanın da adını yazarak sevdiği kadını kurtarmak için 3 günlük süresi olduğunu yazmışlar. Ancak 5.inci ismin bulunduğu kağıt okunamaz halde. Regis bunun üzerine bize ”Gördün mü? Sana Detlaff’ın keyfiyen öldürmeyeceğini, bunları yapması için bir sebebi olması gerektiğini söylemiştim. Yennefer için aynısını sen de yapmaz mıydın?’‘ diyor. Detlaff’ın ”masum” ya da en azından, bu cinayetleri keyfiyen yapmayacak biri olduğu bize iyice vurgulanarak karakter iyice grileştiriliyor. Ancak beni hiç rahatsız etmeyen bir grilik oldu bu. Ayrıca, oyunun açık renk paleti bu andan itibaren iyice  koyulaşmaya, siyah ve kırmızıya ağırlık vermeye başlıyor.

Artık biraz hızlanmak gerek. Bu şarabın kaynağı bizi bir başka vampir olan Orianna’nın balosuna ve oradaki izlere götürüyor. Orada bulduğumuz elması, Toussaint’ın Kalbi’ni gören Anna Henriatta (kendisi bizimle geliyor belli bir aşamadan sonra, gözünü budaktan sakınmıyor kadın valla) bazı şeylerin farkına varmaya başlıyor. Ve Blood and Wine bu andan itibaren benim için bir oyun olmaktan çıkarak bir filme evriliyor;

Toussaint’ın kutsalı şarabın çalınıp kurbanların isimlerinin üzerine dökülmesi ve bu kolye.  Toussaint’in Kalbi, Anna Henriatta’nın ailesine ait

Yanlış bir zamanda dünyaya geldiği için, doğduğu andan itibaren lanetli ve doğuştan kötü olduğu varsayılan, ancak bize göre, ona böyle davranıldığı, izole edildiği için öyle birine dönüşen Syanna’nın, kız kardeşinin bu cinayetlerin arkasında olabileceğinden bahsediyor Anna Henriatta bize. Syanna’nın, çocukken bile kötücül davrandığından, aileden kovulduğundan ancak her şeye rağmen onu ne kadar özlediğinden bahsediyor.

Regis’in yanında Detlaff ile sürpriz ziyaretinde, Detlaff’ın, Rhenawedd’i kurtaracağımıza inandığı için sakinleştiğini ve kimseye zarar vermeyeceğini öğreniyoruz. Bunu bize hem Regis doğrudan söylüyor, hem de Detlaff ile imalı bir diyaloğa giriyoruz.



Bazen bazı şeyleri, başka hiçbir şansın kalmadığı için yaparsın. Belki aradığın canavarın da durumu böyledir?-Detlaff

Biraz daha hızlanalım, çok uzamış yazı cidden. Rhenawedd’in tutsak, Syanna’nın ise başında bulunduğu kaleye saldırı düzenliyor ve Syanna’nın kaldığı hapishane şeklinde tasarlanmış odayı buluyoruz. Daha doğrusu Detlaff bizden önce bularak Rhenawedd’ine kavuşuyor. Ama nasıl?

Rhenawedd, nam-ı diğer Syanna ve Detlaff.

Ailesinden azad edilmesinin ardından ona tecavüz eden şövalyelerden intikam almak isteyen Syanna, önce kendisini Detlaff’a Rhenawedd olarak tanıtarak sevgisini kazanmış. Ardından onu terk ederek, kendisine kaçırılmış süsü vermiş ve Detlaff’a, teker teker bu şövalyeleri öldürtmüş. Yalanın ne olduğunu bilmeyen, sinirlendi mi ortalığı yıkan Detlaff tabi bunu öğrenince, yine Rhenawedd’e olan sevgsinin hatırına ”3 gün içinde ya Tesham Mutnaya ( Vampirlerin Toussaintdeki kulesi denilebilir. O kısımları atlamam gerekti) gelir ve bana neler olduğunu açıklarsın ya da Toussaint’ı yerle bir ederim” diyerek ortamdan uzaklaşıyor. Syanna da ” Detlaff’ı tanıyorum, bunu dediyse emin olun yapar . Yanına gitmem gerek’‘ diyor.

Ancak, uzun yıllar sonra kız kardeşine kavuşan Anna Henriatta, ” Bak bu Detlaff’ın sağı solu belli olmuyor, şehrini cidden yerle bir eder” diye uyara uyara dilimizde tüy bitse de ”Şövalyelerimi öldürmüş bir canavar’a boyun eğmem. Syannayı alamayacak, gelsin savaşalım!’‘ diye meydan okuyor. Higher Vampire’ların canavar olmadıklarını fakat  küçümsenmemeleri de gerektiğini  anlatamamışız demek ki.

“Sen kimi kandırdığını zannediyorsun?”

HANGİ SON DAHA ”DOĞRU”?

Eh, 3 günün ardından Anna Henriatta’nın yanına eli boş döndüğümüzde Anna’nın, işlediği suçlara rağmen kız kardeşini linç ettirmediğini ve bulamayacağımız bir yere sakladığını öğreniyoruz. Eh, sözünün eri Detlaff’da, sözünü tutmuş.(adam gibi adam be ) Bu aşamada, Detlaff’ın hala masum ve haklı olduğunu ve Syanna ile görüşmesi gerektiğini savunan Regis, en son çare olarak başvuracakları şeyin çok tehlikeli olacağının altını çiziyor. Ve bu aşamada oyunun renk paleti, kan kırmızısı ile bezenmiş kapkara bir geceye, yıkıma dönüyor.
Bu aşamada, Blood and Wine’ı geçen yıl ve dünki bitirişlerime göre ikiye ayırarak, ikisinin de özetini geçerek yazıyı kapatacağım;

Syanna’yı bularak Detlaff’a teslim etmek;

Bu seçimde, Anna’nın Syannayı Land of a Thousand Fables’a hapsettiğini öğreniyoruz. Gerçek hayattan bildiğimiz masalların büyük çoğunluğuna (şu an aklıma gelen Hansel ve Grateldeki kötü cadı) göndermeler barındıran huzurlu ve az önce bulunduğumuz ortam ile tamamen çelişen bir ortama geçiyoruz. Syanna’nın haklı intikam isteğini, kişiliğini iyice tanıdığımız bu macerada, Syanna’nın da kötü bir karakter olmaktan çok, sırf doğumu yüzünden dışlanan bir kurban, adalet arayan biri olduğunu fark ediyoruz. Syanna’yı iyice tanıdığımız ve benim şahsen onu da gri kategorisine koyduğum bu maceranın ardından, Detlaff ile buluşmak üzere Teshan Mutna’ya  doğru yola çıkıyoruz.

” O 5 şövalyenin bana yaptıkları şeyden sonra ne öğrendim biliyor musun? Şövalyeler yalnızca kimse onlara bakmadığı zaman erdemliler.”



Syanna’yı karşısında gören Detlaff, aşkının uğradığı ihanetin karşılığında Syanna’yı öldürüyor. Burada bize sunulan 2 seçenek var: Detlaff’ı öldürmek veya gitmesine izin vermek. Ben, hikaye boyunca Detlaff’ın haksızlığa uğramış olması ve naif yapısı yüzünden ona hak vererek gitmesine izin vermiştim ilk oynadığımda. Sonra başıma iş açılmıştı tabi. Neredeyse idama giderken Dandellion kurtarmıştı beni, hatta Wild Hunt’ta worst ending aldığım için, oyunun bitişinde evime ne Yenn, ne Triss, ne Ciri ( ölmüştü zaten) değil Dandellion gelmişti benimle kalmaya!
-Daha tehlikeli yöntem: Unseen Elder’dan yardım istemek,


Syanna’yı karşısında gören Detlaff, aşkının uğradığı ihanetin karşılığında Syanna’yı öldürüyor. Burada bize sunulan 2 seçenek var: Detlaff’ı öldürmek veya gitmesine izin vermek. Ben, hikaye boyunca Detlaff’ın haksızlığa uğramış olması ve naif yapısı yüzünden ona hak vererek gitmesine izin vermiştim ilk oynadığımda. Sonra başıma iş açılmıştı tabi. Neredeyse idama giderken Dandellion kurtarmıştı beni, hatta Wild Hunt’ta worst ending aldığım için, oyunun bitişinde evime ne Yenn, ne Triss, ne Ciri ( ölmüştü zaten) değil Dandellion gelmişti benimle kalmaya!

Daha tehlikeli yöntem: Unseen Elder’dan yardım istemek,

Bu bitirişimin bir öncekinden farklı olmasını istediğim için bu kez, Unseen Elder ile görüşmeyi tercih ettim. Regis’in anlattığına göre Unseen Elderlar, bulundukları bölgedeki bütün vampirlere, –Higher Vampire’ler dahil– söz geçirebilen, tahminen güçleri Gaunter O’Dimm ve Ciri ile kıyaslanabilecek canlılar. Ancak, diğer vampirler gibi onlar da huzurlarının kaçmasını istemediklerinden, Unseen Elder pek sıcak bakmıyor bize yardım etmeye.  Ne zaman ki ”Detlaff insanların düşmanlığını kazanırsa, bir gün öyle ya da böyle onu öldürmenin yolunu bulacaklar, bulamasalar bile seni de keşfedecek ve huzurunu bozacak, belki de sığınağını havaya uçuracaklar’‘  diyoruz, o zaman yardım etmeyi kabul ederek, ”Teshan Mutna’ya gittiğinizde haber verin, Detlaff’ı çağıracağım” diyor ve savıyor bizi başından. Bu aşamada, renk paleti iyice siyaha doğru kaymaya başlıyor.

Ben Unseen Elder’ın çağırısından sonra Detlaff’ın sakinleşmek zorunda kalacağını düşünürken konu çok farklı yerlere kaydı. ”Şartım netti, Syannayı görmek. Ama onu bana getirmek yerine beni zorla buraya çağırdınız’‘ diyerek bizimle savaşmaya başlayan Detlaff’ın beklemediği şey ise Regis’in bizim tarafımızda olacağıydı!

Gayet güzel bir savaşın ardından mağlup ettiğimiz Detlaff’ın hala ölmediğini gördüğümüzde Regis ”Bu işi bana bırak” diyerek Detlaff’ı bir daha dirilememek üzere öldürür. Çünkü bir Higher Vampire’ı ancak başka bir Higher Vampire kalıcı olarak öldürebilir. Burada ben çok üzülmüştüm açıkçası. Her ne kadar masumların olduğu bir şehri istila etmiş ve bize bile meydan okumuş olsa da Detlaff, bu hikayenin bence en masum, en suçsuz karakteriydi. Ancak sırf Syanna için yaptıklarını düşününce cezalandırılması gerektiğini de düşünebilirsiniz, işte konu burada grileşiyor iyice.

Detlaff’ı öldürmesinin ardından vampir topluluğundan kovulan Regis, Anna Henriatta’nın bize nişan takacağı seremoni için yanımızda bulunuyor. Ve ”Detlaff artık olmasa bile, listesindeki 5.ci kişiyi hala bilmiyoruz. Araştırmaya ne dersin?”  diye sorduğunda ”Bitti gitti artık kafa yormaya gerek yok” dersek eğer, doğrudan törene geçiyoruz.

Bize madalyonumuzu takdim etmeden önce özel bir konuda yardım istediğini söyleyen Anna, Syannayı çağırarak,bizim o sırada yanında bulunmamız rica ediyor.  Syanna’ya ” Yaptıklarına rağmen gönlüm seni cezalandırmaya elvermiyor ancak buna mecburum. En azından sana son bir kez sarılmak istiyorum’‘ diyor ve kız kardeşine, gayet içten bir şekilde sarılıyor.

Eh, ancak maalesef bu Anna’nın yaptığı son hata oluyor.  Anna onu affetmesine (!) rağmen, kendi uğradığı haksızlığı affetmemeyi tercih eden Syanna, Anna’yı öldürerek intikamını alıyor. Fakat biz müdahale edemeden başına isabet eden arbalet oku ile  o da ölüyor ve, iki kız kardeşin hikayesi, yeşil ve huzurlu başlayan masal, kapkara bir şekilde sona eriyor. Ben de öylece ekrana bakakalıyorum.

Eh, açık konuşmam gerekirse, Anna’nın mezarını ziyaret ettiğimde  Ciri’yi kaybettiğim endingdeki kadar olması da duygulandım. Neredeyse gözyaşı dökecektim hatta bu trajediye. Ancak trajik sonlara  bir düşmanlığım yok hatta dozunda oldukları zaman hoşuma giderler..

Bütün bu olayların ardından, Regis ile son bir kez içki içip vedalaşıyoruz. Çünkü Regis’in, diğer vampirler ile karşılaşmamak için, Toussaintden uzaklaşarak uzun bir süre gözden kaybolması gerekiyordu. Yani neticede,  son dostumuzu bile kaybediyoruz şu seçimin ardından.

Fakat,  biraz huzur bulmak için evime döndüğümde, i, Geralt’ın hayatını sonsuza kadar geçirebileceği ve belki de onu bu durumdayken en iyi anlayabilecek kişi bekliyordu beni bu kez: Yennefer Of Vengerberg

Yaşadığı onca şeyin, doğru olduğuna inandığı seçimin ardından gelen yıkımın ardından, Geralt, biraz olsun dinlenmeyi hak etti. Açıkçası kime üzülmeliyim, ya da üzülmelimiyim emin değilim. Detlaff’a mı, Anna’ya mı, Syanna’ya mı? Blood and Wine, griliğin ne kadar harika işlenebileceğini gösterdi bana. Bu yüzden, CD Project Red’e teşekkür etmek istiyorum, elimden bu kadar geliyor.

Bu hikaye için çok teşekkürler, başka bir zamanda tekrar görüşmek üzere, Geralt.

Eğer bu yazıdaki hikaye ilginizi çektiyse, şu kaynaklar da hoşunuza gidebilir:

Tousaaint’in akıl almayacak, abartılı güzelliğini pek övemedim. Buraya mutlaka bakın o yüzden.

One thought on “Kan Kırmızısı, Siyah Bir Trajedi ve İç Ferahlatıcı Yeşil Bir Araya Gelirse: İşte Düşler Diyarı Toussaint’in Ahlaki Griliği

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s