Ciri, Sen Çok Başkasın!

Kılıç ve baltanın çağı yakın, kurdun kart fırtınasının çağı. Beyaz Soğuk ve Beyaz Işığın, Deliliğin ve Küçümsemenin çağı. Tedd Deireádh, Zamanın Sonu. Dünya buzların arasında ölecek ve yeni bir güneş ile yeniden doğacak. Kadim Kan ile yeniden doğacak, Hen Ichaer, ekilmiş tohum ile. Filizlenmeyecek ancak alev alacak bir tohum.

Ess’tuath esse! Gerçekleşecek olanlar bunlar!. İşaretleri izleyin. Hangi işaretler olacağını sizlere söylüyorum: İlki, dünyanın Aen Seidhe’nin kanı ile yıkanması ile olacak,  Elflerin kanı ile”

Geçen yıl Witcher 3’e başlamaya karar verdiğimde, Lorekeeper‘ın kurucusu sevgili Can ”Monthius” Arabacı, bana ”Witcher 3’e başlayacaksan eğer arşivimizdeki Ciri serisiini mutlaka oku”  demişti. Müthiş bir üslupla yazılmış olan yazılar sayesinde, bu kızın ne kadar büyük bir önemi olduğunu oyuna başlamadan önce anlamış ve henüz o zamandan ona bir yakınlık hissetmiştim.Bu kız çok başkaydı.

Bakın, yazının detaylarına girmeden önce belirtmek istediğim şey, evliliğe ve çocuk sahibi olmaya pek sıcak bakan birsi değilim. Ancak bu oyunu her bitirişimde bu fikrimi biraz sorguladım. Anlattıkça anlayacaksınız zaten.

Ayrıca, üzerinden 4 yıl geçmiş bir oyun olduğu için, umarım bu yazacaklarım başkalarıyla çakışmaz diyerek Ciri’nin bende yarattığı etkiyi anlatmaya başlayayım artık. Ayrıca, sitenin ilk yazılarından olan Gaunter O’Dimm güzellemesi nin ardından gelecek 2.ci özel karakter yazımız olacak.

Oyun boyunca neler olduğınu, hikayeyi vs. detaylarıyla anlatmayacağım bu kez. Ciri’yi buluşumdan ( hani bu 2.ci oynayışım bu arada, bunu da belirteyim) itibaren yaşadığım duyguları/duygu değişimlerini ve aldığım kararların ilk oynayışımdan farklarını anlatacağım. İlk bitirdiğimde nasıl mıydı?: En kötü son. Garip gelebilir ancak cidden travmatikti, bir hafta kendime gelemedim. Peki neden?

Oyunu 2 bitirişimde de, Ciri’ye Kızım dışında hiçbir gözle bakmadım, ki emin olun Ciri buna sebep oluyor zaten. Başka bir gözle bakabilecek birsinin biraz hastalıklı olduğunu düşünürüm açıkçası. ( Yenn ile Triss var zaten, Ciri’ye bakma bir zahmet.) Ne kadar garip değil mi? Daha yazının bu kısmında Ciri’ye ”başka bir gözle” bakacak birisine ne kadar kızacağımı sanırım belli ettim. Ciri’yi bulduktan sonra, o mutlu olduğunda ben mutlu oldum, o üzülünce benim kalbim eridi. Ve emin olun bu duyguları, Geralt roleplay’i yapmaya dair herhangi ekstra bir çaba harcamadan yaşadım. Konsolum olmadığı için, bir Baba-Kız’ı oynadığımız diğer meşhur şaheser The Last Of Us’ı oynama şansım olmadı hiç, ama Ciri’nin Ellie  ile aynı olmadığına, Ellie’nin de bir Ciri olmadığına adım gibi eminin açıkçası.

 

O üzüldükçe ben üzüldüm, o sevindikçe ben sevindim, her şeyimle koruyup kolladım” demiştim az önce. Geralt’ın Ciri’nin silüetini Dudu sayesinde yıllar sonra ilk görüşünde, boğazının düğümlenişi, gözlerini kaçırışı, ve oadaki ölüm sessizliği çok önemliydi Geralt-Ciri bağını bize gösterme açısından bence.

Witcher 3’e başlamadan önce ne kitapları okumuş, ne de eski oyunları oynamıştım. Yazının başında belirttiğim gibi tek bilgi kaynağım eski oyunların ve Ciri’nin detaylı hikayesini içeren Lorekeeper Arşivleriydi. Ona rağmen, -bu bitirişimde- Bloody Baron‘un bebeğini bu kez Pellar’a götürmeye karar verdiğimde, bir anda elemanın ağzından ”Kadim Kan’ın çocuğunu neden arıyorsun?” sorusu çıkınca benim tüylerim niye diken diken oldu?

Peki ya o Ciri’yi bulma anı? Geçirdiği mutasyonlar yüzünden duygularından arınmış olması gereken Geralt’ın, Ciri’nin ölü olduğunu sanması üzerine -sadece ellerini sıkarak da olsa- verdiği tepki, dağ gibi adamın yerle yeksan oluşu. Ben mi? ”Yapma, yapma! Ya dur bak bu kadar geldim ölme bak ölmeğğğğ!” diyordum o sırada. Tabi bunu kendime has tepkisizliğimle içimden söylüyordum, aynı Geralt gibi ben de çok zor tepki veriyorum.

Ya peki sonra? Ah, o sıradaki beni anlatmam çok zor. Ölmediğini fark ettiğimde ki sevincim, konuşmaya başladığımızda ” Ölmemiş! Ölmemiş ya!” diye histerik bir şekilde girdiğim gülme krizleri, (mutluluktan bu arada, delirmedim.) konuşmamız sırasında yüzümden bir an düşmeyen gülümseme, ( sırıtış DEĞİL)  o zaman anladım Ciri’nin başka olduğunu. Ki bu tepkileri veren tek deli olmadığmı bildiğim için içim rahat.

Ahan da Banshee çıktı şeker gibi kızın içinden.

Ciri, sahip olduğu güçlerden kesinlikle memnun değil.  Amcası olarak gördüğü Vesemir’in, onu kurtarmak için kendini feda etmesinin ardından yaşadığı güç patlaması ve yıkımdan, -hepimizi Wild Hunttan kurtarmış olmasına rağmen- kesinlikle memnun değildi. ”Hepinizi öldürebilirdim” demişti.

Ciri’nin, kontrol edemedği güçleri yüzünden sevdiği birinin ölüşünü görmesi ve istemsizce yarattığı yıkımın ardından ”Sen bu hissi bilmiyorsun. Seni seven birisinin sırf seni korumak için öldüğünü görmeyi” diyerek kendini suçlamaya başlaması klişe mi?  Dibine kadar! Ama Ciri’ye yakıştı mı? Yakıştı. Ki  iki oynayışımda da, kendi porresinde bir kız nasıl davranmalıysa bence öyle davrandı. Ve evet bu da bir klişe. E peki benim yüreğim parçalandı mı? E parçalandı napayım.Sarılasım geldi onu her yıkılmış gördüğümde.

Yazının başında, aile kurmaya ve çocuk sahibi olmaya dair şüphelerim olduğundan bahsetmiştim. Yani şöyle bir aile tabi ki imkansız – yani bir Witcher, bir saçma derecede güzel Sorceress ve doğuştan aşırı güçlü bir çocuk- ancak, Ciri sayesinde, -annelerimiz ve babalarımızın neden bizi her zaman kendilerinden önce koymaya çalıştıklarını, neden bizim üzüntü ve sevinçlerimizi bizim kadar hissettiklerini- doğrudan tecrübe ettim. Üzüntüsünü dindirip yüzünde gülümseme oluşmasını sağladığımda sevinçten güldüm, moralini yerine getirmek için kartopu savaşı yapmayı teklif edip (ilk oynayışımda, bu seçimde ”ya geçer çok şey etme” diyip içki içirmiştim kıza anasını satayım, ya vazgeçtim benden baba filan olmaz ya)  bilerek mi yenilmedim, at yarışında kazanmasına izin mi vermedim (tabi ki pek belli etmeden), bunu çok söyledim ama o mutlu oldukça ben daha mutlu oldum.

Peki o bitiş? Yani o konuda da, özellikle 2 farklı sonu da gördüğüm için aradaki duygu değişimlerimi yazmak istiyorum. Yazı -yine ben fark etmeden- çok uzamış. İlk oynayışımda ki rezil babalığım ve yaşadığım travma, gerçekten tarifsizdi. Ancak, şu an düşünüyorum da, Witcher’ın beni bu derece etkilemesinin sebebi belki de ilk oynayışımda Worst Ending‘i görmem, sonraki 1 hafta boyunca kendi kendime   ”lan sen ne berbat bir adamsın darmadadğın etmişsiz kızı” dememe, bir lafı söylemeden önce adamakıllı düşünmem gerektiğini tekrar anlamama ve küçük bir depresyona girmeme sebep oldu. Geçen yıl, ”Ben bu yediğim haltı temizleyeceğim!” demiştim ve temizledim. Yaptığım tüm seçimlerin tersini yaparak, bu kez Ciri’yi öldürmek yerine, asıl istediği hayatı yaşamasına, Witcher olmasına vesile oldum.


Şu sıradaki mutluluğumu tarif etmem emin olun mümkün değil. Sen gülümse kız, gülümse sadece!

Bildiğim şey, benim Canon yani ”resmi” lore sonum, Ciri’nin geri dönmek yerine ölüme gitmeyi istemesine sebep olacak kadar berbat bir baba olduğumu yüzüme vuran sondu. Sanırım, bana yaşattığı travmaya rağmen ben kötü sonları daha etkileyici buluyorum ve daha çok seviyorum. Ha bir daha o sona bilerek gider miyim? Bilmiyorum, Ciri’nin mutluluğunu gördüğümde ki kahkalarımı düşününce… Sanırım deliyim ben.

 Sen gülümse Ciri, hep gülümse.

”Dünyayı kurtarmak hakkında ne bilebilirsin ki, komik olma. Sen sadece bir Witchersın.
Bu benim hikayem, onu yazmayı bitirmeme izin vermelisin”

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s