Emerald Nightmare Yazı Dizisi İkinci Bölüm: Derine İniyoruz.

 
 
 

 
 
 
 

Tekrardan merhaba herkese. Önceki yazı da Emerald Nightmare konusuna kısa bir giriş yapmış, niye bu kadar büyük bir tehlike olduğunu açıklamaya çalışmıştım.  İleride daha detaylı değinecek ve bence Blizzard’ın niye Emerald Nightmare’ın potansiyelini harcadığını açıklayacağım. Bugün ise teori üreteceğiz.  Fakat 8.1.5’in henüz yayınlanmamış içeriğine dair spoiler da barındıracak:

Emerald Nightmare ve Teori dediğimizde tabi ki aklımıza anında Il’gynoth geliyor. Çok fazla whisperı var ve bir kısmında tüm içerik üreticilerinin fikirleri ortak iken (Elmasların Kralı’nın Magni olabileceği gibi) bazıları hakkında benim kendi teorilerim var. Tabi sosyal medya çok büyük olduğu için bunları benim takip etmediğim yerlerde duymuş  olabilirsiniz. Duruma göre Ogmot’s Dream Journal’a,  N’zoth’a hatta Puzzle Box Of Yogg-Saron’a bile başvurabiliriz;

”Its surface blazes bright, masking shadows below”

Bunu ilk duyduğumdan beri Naaru’dan bahsettiğine dair en ufak şüphem yoktu. Ancak son dönemde başka bir ihtimal daha oluştu zihnimde, ona da değineceğiz.

 

 
 
 

 

Naaru sonsuz ve iç ısıtan, çevresine huzur ve mutluluk yayan bir varlık değil mi? Çünkü saf ışıktan oluşuyor. Peki, Işık söndüğünde geriye ne kalır? Karanlık. Işık ne kadar güçlü olursa olsun ve ne kadar uzağa yayılırsa yayılsın enerjisi bir yerde bitecek ve yerini Hiçlik’e bırakacaktır. Chronicles Volume 1’de bile bu böyle açıklanıyor. Zaman ve fiziksel evren oluşmadan önce Işık kozmos da yayılıyor ancak enerjisinin tükendiği yerde bir boşluk, bir ”hiçlik” oluşuyor. Işık yayıldıkça Hiçlik’i peşinden sürüklüyor aslında. Bu iki gücün çarpışmasıyla da fiziksel evren oluşuyor.

Shadow Priest Legion Artifacti Xal’atath’ın da bu konuda önemli bir yorumu var:

”Naaruların bizi karşılarında durulacak dehşetler olarak gördüğünü biliyorum. Biz bu görüşü paylaşmıyoruz. Onlar yalnızca doğru yoldan sapan kardeşlerimiz. Efendilerine geri dönecekler… zaman içinde.”

Naaru’lar öldüklerinde Void God diye de geçen varlıklara dönüşürler. Warlords Of Draenor’da Oshu’gunun altında Cho’gall bir tanesinin enerjisini tüketmeyi başarmıştı. Biz de canımızı zor kurtarmıştık. Aynı şekilde Legionda da, Kil’jaedenin Seat of the Triumvirate’in içine hapsettiği Naaru L’ura da, bu kez içine düştüğü çaresizlikten ötürü Void’e, gerçek doğasına geri dönmüştü. Hatta Etherealleri kendisine çeken bir tür kanal görevi görüyordu. Bu yüzden, bu whisper gayet Naaru’ya işaret ediyor olabilir.

Bir diğer ihtimal ise Azerite. Hatırlarsanız önceki postumun sonunda Azeroth’un çoktan corrupt olduğuna emin olduğumu söylemiştim. Azeroth’un damarlarında oluk oluk corruption akıyor. Ve Azerite corruption ile dolu kanın kristalleşmiş hali. ”E abi bu parlıyor ama ne corruptionı?” derseniz, Saronite’inde, daha karanlık bir tonda ama mavi mavi parladığını belirtmek isterim. Ve hem Anduin hem de Sylvanas bu madeni ellerine alıp visionlar gördüler.

”Five keys to open our way, five torches to light our path”
”To find him drown yourself in the circle of stars”

Burada da bu 2 whisperı birleştirdiğim bir teoriyi, ardından da ilk whisper’a özel bir başka teorimi yazacağım. Ayrıca Rift of Aln üzerinden başka bir teori daha üreteceğim:

1-) Emerald Nightmare raidinde, Cenarius’a, dolayısıyla da Xavius’a ulaşmadan önce 5 boss ile kapışıyoruz. Bunlar, Cenarius’a ulaşacak portalı kapalı tutan Keeper görevleri görüyorlar. Cenarius’un ardından da Xavius’a ve Rift of Aln’a ulaşıyoruz.

O 5 anahtar bu 5 boss olabilir. Hepsini mağlup ederek Xavius’a, dolayısıyla Rift of Aln’a giden yolu açmış olabiliriz.

Teorinin diğer parçası ise The Circle of Stars ve kendimizi boğarak bulacağımız ”him”. Burada çoğu kişinin aklına haklı olarak ilk gelen kişi N’zoth fakat bahsedilen kişi Xavius’ta olabilir. Çünkü Xavius öyle ya da böyle N’zoth’un Emerald Dream’i Nightmare’a çevirmekteki eli ve ayağı konumunda. Bu yüzden kendimizi boğacağımız yıldız çemberi de Rift of Aln’a inmemizi sağlayan havuz olabilir. Sahi, Rift of Aln’dan biraz bahsetsek mi?;

Rift of Aln benim Warcraft’ta görmeye alışık olmadığım kadar iç karartıcı, ürpertici ve tedirgin edici bir yerdi. Shaladrassil’in kökleri yüzünden neredeyse odaya ışık bile giremiyordu (At the bottom of the ocean, even light must die. Puzzle Box of Yogg-Saron). Xavius dahil boss fightı sırasında savaştığımız her şey o karanlığın içinden geliyor,  Rift of Aln, sonsuz bir karanlığı mekan olarak nasıl tarif edebilirseniz öyle bir yer. Ve Emerald Dream’e yayılan corruptionın merkezi de burası.

N’zoth’un bulunduğu derinlik olarak biz hep okyanusun dibini düşündük. Neden olmasın çünkü Cthulhu. (bu konuda da yazacağım) Ama eğer Blizzard cidden Lovecraft’ı esas alacaksa Old God’lar konusunda, onlara daha metafiziksel özellikler vermesi gerekiyor.  N’zoth fiziksel olarak okyanusun dibinde olabilir ancak  benliğinin, özünün ya da ruhunun -nasıl isterseniz öyle isimlendirin-
Rift of Aln’da olduğuna ve corruptionını yaymaya devam ettiğine eminim. N’zoth hakkında hem kendi ağzından hem de müritleri tarafından onu ”dreaming” ile ilişkilendiren bir dolu şey var. Örnek vermek gerekirse:



”He has awakened. And they shall slumber in his stead”
”Let the tides join you into my dream”
”I have dreamed your destiny mortal”
”I will taste their dreams, their flesh”
”My dream has become your own”
”Yes, you draw closer, ever closer”
”Deeper, ever deeper”
”Children, the depths are my domain”

Ölmek, uyumak, rüya görmek , kaderini düşlemek. N’zoth ve diğer Old God’lar bizim anladığımız fiziksel kurallardan, sınırlardan bağımsızlar. Eğer Blizzard cidden bu kadar derin düşünecek ve cesur davranacaksa,  onlar için ”zihin ve benlik” demek daha doğru kaçar bence.

Bu konuyu şimdilik burada kapatacağım çünkü ayrı bir post daha uygun olur diye düşünüyorum.

5 kapı ve 5 meşaleye dair diğer teorim ile bugünkü yazımızı noktalayalım:

 

Hatırlarsanız ilk bölümde Emerald Nightmare’ın oluşma sürecini anlatmıştım. Orada bahsettiğim World Treeleri hatırlıyor musunuz?;

Nordrassil, Teldrassil, Vordrassil, Shaladrassil ve Seradane.

Bu world Treelerin başına gelenlere bakarsak:

-Nordrassil, üzerindeki bütün kutsamalarını kaybetti.
-Teldrassil kül oldu yandı. Ve yaratıldığı andan itibaren Emerald Nightmare ile çok güçlü bir bağa sahipti. (Ehm, meşale?)
-Vordrassil, Yogg-Saron’un ilk kurbanı olarak yok edildi.
-Shaladrassil ise ne yok edildi ne de yakılarak arındırıldı. Dibine kadar corrupt oldu. Artık bir kabus simgesi.

Bu ağaçların Azeroth ile bağları var. Çünkü ”yapay” bile olsalar hepsi Dream’e yani Azeroth’a bağlılar.  Burada kastettiğim durum, tüm World Treeler yanacak sonra içlerinden Yogg-Saron çıkacak değil. Azeroth’un özellikle savunma sistemleri neredeyse çökme noktasında. Ve bütün bu World Treelere olanlar Titanımıza çok ciddi zarar veriyor olabilir. Hepsi birer Pylon (enerji aktarımını sağlayan kule olarak açıklanabilir) görevine sahip olabilirler.  Azeroth zayıfladıkça Hour of Twilight’ın (ve  Azeroth’un Dark Titana dönüşmesinin) yaklaştığını düşünüyorum.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.  Bir sonraki bölüm ya burada ön bilgisini verdiğim Old God-Cthulhu bağı hakkında ya da Emerald Nightmare’ın harcanan potansiyeli hakkında olacak. Umarım hoşunuza gitmiştir.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s